Mikrobiyata Nedir?

  • Vücudumuzun pek çok bölümünün mikroorganizmalardan arınmış olduğu düşünülmekteyken bilim insanlarının yürütmekte olduğu en yeni çalışmalarla pek çok farklı mikroorganizmanın bizimle birlikte doğal olarak yaşamakta olduğu anlaşıldı.
  • Bugün artık vücudumuzun bir organı olarak kabul edilmeye başlanan mikrobiyotamız başta bakteriler olmak üzere, virüsler, mantarlar ve birçok ökaryotik mikroorganizmadan oluşur. Bu mikroorganizmaların oluşturduğu genetik havuz mikrobiyom olarak adlandırılır.

 

 

  • İnsan genomunda bulunan 23.000 gene karşılık insan mikrobiyomunun bilinen toplam gen havuzu milyonu geçmiş durumdadır. Bu genlerin ürünleri de mikroproteom ve mikrometabolom adlarıyla incelenmektedir.
  • 2007 yılında 300 gönüllü ile başlatılan insan mikrobiyom projesi ile insan vücudundaki tüm mikroorganizmaları belirlemek, insan mikrobiyom değişikliklerinin hastalıklarla ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini araştırmak hedeflenmiştir.
  • Kısa sürede 9271 tür bakteri, 332 arke, 183 ökaryot, 1193 plazmid, 2809 virüs tanımlanırken bugün devam eden bu projede yakın zamanda 35.000 farklı türde bakteri bulunmuş durumdadır.
  • Normal doğum yolu ile doğanlar ilk önemli bakteri grubu olan laktobasiller ile annenin doğum kanalında karşılaşırlar. Sonrasında bebeklik döneminde alınmaya başlanan farklı mikroorganizmalar ile vücudumuzun her bir bölgesinin kendine özgü mikrobiyotası gelişir.
  • Yenidoğanda anne sütü ile beslenme sayesinde de ikinci faydalı bakteri grubu olan bifidobakteriler alınmaya başlanır. Hayatın ilk bin günü mikrobiyotanın gelişimi açısından da önemli bir dönemdir. Bağışıklık sisteminin mikrobiyota ile etkileşimi bu kritik dönemde başlayıp gelişir.

 


 

Bağırsak mikrobayatası

  • Bizimle birlikte yaşayan mikroorganizmaların yaklaşık %95’i bağırsaklarımızda özellikle de kalın bağırsaklarımızdadır. Bağırsaklarımızın yüzeyi, emilimi arttırabilmek için girinti ve çıkıntılarla yaklaşık 2 tenis kortu büyüklüğüne yani 400 metrekareye kadar çıkar. Bu girinti ve çıkıntılarda yaşayan mikrobiyotamızın ağırlığı 1-2 kilograma kadar varabilmektedir.
  • Vücudumuzdaki mikroorganizmaların sayısı tüm hücrelerimizin sayısının 10 katına kadar ulaşabilmektedir. İnsan hücrelerinden 10-50 kat daha küçük olan bakteri hücreleri uç uca eklenseydi dünyanın etrafını 2,5 kez dolaşacak bir uzunluğa erişirlerdi.
  • Vücudumuzun her yerinde yaşayan mikroorganizmalar bulunmuştur. Sindirim sistemi çok geniş yüzey alanı ve mikroorganizmalar için zengin besin öğeleri içermesi nedeniyle kolonizasyon için en uygun ortamı sunmaktadır. Midemizden kalın bağırsaklarımıza doğru gittikçe mikroorganizmaların sayısı da artar; kalın bağırsaklarımız tek başına vücudumuzdaki mikroorganizmaların %70’inden fazlasını barındırmaktadır.
  • Bizimle birlikte yaşamaya uyum sağlamış olan bakteriler çoğunlukla midemizin asit ortamından geçebilenlerdir, hatta kendileri laktik asit üreterek bağırsakların alkali ortamını asitleştirirler. Bu da zararlı olabilecek bakterilerin yerleşme ve çoğalmalarına karşı bir etki gösterir. Bu laktik asit bakterileri (laktobasiller ve bifidobakteriler gibi) en iyi bilinen yararlı mikroorganizmalarımızdandır.
  • Bağırsağımızda bizimle birlikte doğal olarak yaşamakta olan çok çeşitli bakteri, virüs, mantarlar normal şartlarda belirli bir denge içerisindedir. Bu denge zararlı olabilecek olanlara karşı yararlı mikroorganizmaların üstünlüğü ile sağlanmaktadır. Faydalı mikroorganizmalarımızın sağladığı bu denge pek çok farklı nedene bağlı olarak bozulma riski taşır. Pek çok hastalıkta bu bozukluğun bir etkisinin de olabileceği ortaya çıkmaya başlamıştır.

 


 

Bağırsak mikrobayatası nasıl bozulur?

Antibiyotikler, çeşitli tedaviler, stres, hastalıklar, yanlış beslenme gibi etkenler faydalı bakterilerin azalıp, zararlı olanların çoğalmasına neden olabilir. Günümüzün yaşam şartları bağırsağın bu dengesinin bozulmasında ve tekrar geri gelememesinde temel faktörü oluşturmaktadır.

 


Bağırsak mikrobiyotası bu kadar önemli mi?

  • Zamanında Hipokrat’ın ifade ettiği “bütün hastalıklar bağırsakta başlar” sözü bugün yapılan çalışmalarla çok daha iyi anlaşılabilmektedir.
  • Bağırsaklardaki bakterilerin dengesi bozulduğunda sadece bağırsaklarımızda ortaya çıkabilecek olan ishal, karın ağrısı, hazımsızlık, şişkinlik, kabızlık gibi sindirim sorunları değil tüm vücudumuzu ilgilendiren sıkıntılarla karşılaşabilmekteyiz; özellikle de bağışıklık sisteminin dengesinin bozulduğu alerji, astım gibi hastalıklar ve diğer bağışıklık problemleri ortaya çıkar.
  • Bağışıklık sistemimizin yaklaşık %40 kadarı bağırsaklarımızda yer almaktadır. Vücudumuzun dışarıya açık kapısı gibi olan bağırsaklarımız hem zararlı olmayan etkenleri hem de zararlı olabilecekleri tanıma ve uygun cevabın geliştirilmesinde kritik noktada durmaktadır. Bugün bağışıklık sisteminin bu işlevi mikrobiyota ile birlikte yürüttüğü açıkça ortaya konmuştur.
  • Bağırsaklarımızın ve sağlam bir mikrobiyotamızın vücudumuzun sağlığındaki rolü bu kadarla kalmaz. Bağırsaklarımızın ve mikrobiyotamızın, merkezi sinir sisteminin düzenlenmesindeki görevleri ikinci beyin olarak adlandırılmasına sebep olacak kadar kritiktir. Normal işlediğinde depresyon, duygudurum ve kaygı bozukluklarından MS; Alzheimer gibi kronik sinir hastalıklarına kadar pek çok ağır durumun ortaya çıkmasına engel olacak bu önemli birlikteliğe “Bağırsak- Beyin Aksı” adı verilmektedir.
  • İşte günümüzde yeni çalışmaların ışığında bozulmuş olan bağırsakların dengesini geri getirmek için probiyotiklerden yararlanmak gündeme gelmektedir.