Probiyotik Nedir?

  • Kelime olarak “yaşam için” anlamına gelen probiyotik kavramını Dünya Sağlık Örgütü (WHO) “yeterli miktarlarda alındığında kişinin sağlığı ve iyiliği üzerinde olumlu etki gösteren mikroorganizmalar” olarak tanımlar. Probiyotik mikroorganizmalar sindirim sistemini düzenlemeye ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olur. Bunu bağırsaktaki faydalı mikroorganizmaların sayısını ve çeşitliliğini arttırarak sağlarlar
  • Bakteriler ve diğer mikroorganizmalar sadece zararlı “mikroplar” olarak düşünülse de aslında pek çok mikroorganizma vücudumuzda yerleşmiştir ve vücudumuzun iyi çalışabilmesi için gereklidir. Hatta bugün tüm bu mikroorganizmalar bir süper organ olarak düşünülmektedir.
  • Bağırsaklarımızda 100 trilyon kadar canlı bakteri vardır ve bunların bir kısmı zararlı, bir kısmı faydalı bakterilerdir. Faydalı bakteriler genellikle laktobasil ve bifidobakteri gruplarındandır.
  • Tıpta probiyotik fikri, 1900’lü yılların başında "probiyotiklerin babası" olarak bilinen Nobel ödüllü “Elie” Metchnikoff'un, faydalı bakterilerin tüketilmesinin insan sağlığını iyileştirebileceğini ve yaşamı uzatabileceğini öne sürmesiyle ortaya çıktı. Bilim insanları bu fikri araştırmaya devam ettiler ve "yaşam için" anlamındaki "probiyotik" terimi kullanıma girdi.

 

 

 


Probiyotikler hangi dozda kullanılmalıdır?

Probiyotikler için gerekli doz, suşa ve türe bağlı olarak da geniş ölçüde değişkenlik gösterir. Probiyotiklerin dozları bağırsakta koloni oluşturabilecek mikroorganizma birimi anlamına gelen “CFU” ile ifade edilmektedir. Pek çok probiyotik günlük 1-10 milyar CFU/doz aralığında olmasına karşın, probiyotikler için gerekli olan genel bir dozun belirtilmesi mümkün değildir. Dozaj, sağlık üzerine yararlı etkinin gösterildiği insan çalışmalarına dayanmalıdır.

 

 

 


Probiyotikler güvenli midir?

Günümüzde kullanılan probiyotiklerin birçoğu sağlıklı insanda bulunan mikroplardan elde edilmektedir. Bu yüzden, bağışıklık sisteminin çalışmasını engelleyen türde ciddi bir hastalığı olan bireylerde kullanımları dışında güvenli olarak kabul edilirler. Yapılan klinik çalışmalarda da istenmeyen etkilerle karşılaşma riskinin düşük olduğu görülmektedir.